Ana içeriğe atla

Emily In Paris || Dizi Yorumu

Bu sefer bir değişiklik yaparak dizi yorumu ile karşınızdayım. Ben izlerken çok keyif aldım umarım siz de yorumumu beğenirsiniz <3
Konu: Emily, Paris'teki yeni ofisine özgüvenli Amerikan tarzını ve yeni fikirlerini taşır. Ancak Fransızca bilmemesi büyük bir soruna dönüşür.
Yorumum: Bu dizinin ilk haberinin geldiği zamanı hatırlıyorum. Lily Collins instagram hesabından duyurmuştu ve konusunu o kadar çok beğenmiştim ki daha nasıl önümüzde 1 yıl var, nasıl beklicem ben diye düşünmüştüm ama 1 yıl o kadar hızlı geçiyormuş ki... Aslında geçen sene bu zamanlar yayınlanmadığına çok seviniyorum çünkü ben o sıralar üniversite sınavına hazırlanıyordum...Allah'tan o günler geçti :D Ve nerdeyse dizinin varlığını unutmuşken bundan birkaç ay önce dizinin 2 Ekim'de yayınlanacağı haberi geldi.
Diziye gelicek olursak Emily Cooper (Lily Collins) başkarakterimiz. Patronunun Paris'e bir yıllığına gitmesi gerekirken bir aksilik çıkıyor ve Emily kendini Paris uçağında buluyor. Yalnız küçük bir sorun var. Emily Fransızca bilmiyor ve tamamen Fransızlarla çalışacak. Ve bu da komik anlara ve anlaşmazlıklara sebep oluyor. Daha ilk sahnesinden itibaren hareketli ve enerjik başlıyor dizi. Özellikle her bölüm başında Paris manzarasını kapatmadan aralara 'Emily In Paris' yazısını yerleştirmeleri ve yazı stilinin aynı Breakfast At The Tiffany's teki yazı stiline benzemesi kalbimi çaldı <3 [Bu arada küçük bir not: Audrey Hepburn hayranıyım :)]
Dizide en komik bulduğum Luc, Julien ve Mindy'di. Hele Mindy bildiğiniz eğlenceli kanka tiplerinden. Çok tatlı, hareketli,sevecen. Camille de öyleydi, onu da çok tatlı ve sevecen buldum. Emily'ye bazı yerlerde ne kadar salaksın dediğim zamanlar oldu ama çok yerinde bir karakter. Hareketli, tuttuğunu koparan ve hiç vazgeçmeyen bir kız. Ve Lily Collins'ten başkası daha güzel oynayamazdı. Ayrıca dizi sayesinde iki üç kelime fransızca da öğrenmiş oldum :)
Genel olarak çook tatlı bir diziydi. Kıyafetler,mekanlar (ki zaten Paris), oyuncular ve senaryo... gerçekten hepsi güzeldi. Ayrıca bazı yerlerde sahne geçişlerini ve sahne başlangıçlarını da çok beğendim. Gerçekten büyük bir emek harcanmış. Beklediğime değdi diye düşünüyorum. Eğer siz de romantik komedi biraz da dram dolu bir dizi arıyorsanız kesinlikle izleyin derim. Umarım en kısa zamanda 2.sezonu gelir.
dipnot: Lily Collins Phil Collins'in kızıymış, bir yaşıma daha girdim ahahahaha:D
puanım: 5/5 yayın yılı: 2020 süre: bir bölüm yaklaşık 30 dk nerde bulabilirim?: şu an sadece netflix'te var diye biliyorum imdb: 7.4/10

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Queen's Gambit || Dizi Yorumu

Herkese selam! Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Çıktığından beri çok sevilen ve bundan birkaç hafta önce Amerika'nın Oscar ödüllerinden sonra en fazla rağbet görülen ödül töreni olan Golden Globe'da ödül üstüne ödül alan bir diziyle geldim: Queen's Gambit. 9 yaşındayken yetimhaneye gönderilen Beth, orda bir hademe ile arkadaş olur. Satranca karşı büyük bir yeteneğinin ve ilgisinin olduğunu keşfeden hademe, onu bazı arkadaşlarıyla tanıştırır. Onlar da bu kızın satrançta olağanüstü bir yeteneğinin olduğunu görünce onu lisedeki satranç klubündeki çocuklarla oynaması için çağırırlar. Günlerden bir gün, bir aile Beth'i evlat edinir. Yeni hayatına alışmaya çalışan Beth, gittiği bir markette satranç dergisi görür ve onu gizlice alır. Satranç turnuvalarının düzenlendiğini öğrenir ve bu turnuvalara katılmaya başlar. Önce kendi kasabasında yarışmaya başlayan Beth, gittikçe hem Amerika'da hem de dünya çapında bilinir bir satranç oyuncusu haline gelir. İşinde en iyileri...

Joy || Film Yorumu

Selam millet! Birbirinden güzel oyuncuların olduğu bir film ile geldim :) Konusu 1980'lerin Amerika'sında 3 çocuklu bir anneyi anlatıyor. Annesiyle babası boşandıktan sonra bunalıma giren annesine bakmakta olan Joy, bu arada kendisi de boşanmıştır ve evinin bodrum katında eski eşi yaşarken ona babası da eklenir. Küçüklüğünden beri bir şeyler icat etmeyi ve yeni fikirler bulmayı seven Joy, bir gün aklına bir fikir gelir ve bunu ailesine açıklar. Babasının sevgilisi ona sponsor olur ama başta ikisi de Joy'un fikrinin gereksiz olduğunu, işe yaramayacağını söyler. Önlerine bir sürü sorun çıkar ama Joy bir şekilde projesini hayata geçirmeyi başarır. Filmin sonlarına doğru bazı uğradığı kumpaslar ve yanlış yönlendirmeler sonucu hiç istemediği bir duruma düşer. Genel olarak çok güzel bir filmdi. Jennifer Lawrance'ın oyunculuğunu ilk kez izledim diyebilirim çünkü hiç Açlık Oyunlarını izlemedim. Ama bu filmdeki oyunculuğunu çok beğendim. Önüne türlü türlü engelle...

Call Me By Your Name || Film Yorumu

1 ay aradan sonra selam canlar! Okul başladığı için dersler biraz yoğun gidiyor, kitap okumaya da film izlemeye de çok vakit bulamıyorum ama bu film uzun zamandır hem aklımda hem de listemdeydi. Aranızda izleyenler var mı? Eğer hala izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız izlemeden önce sizi aşağıdaki yoruma alalım :) Konusu: 1983 yılı yazı sırasında 17 yaşındaki Amerikalı-İtalyan Elio Perlman günlerini ailesinin İtalya'nın kuzeyindeki 17. yüzyıldan kalma villasında klasik müzik yaparak, okuyarak ve arkadaşı Marzia ile flört ederek geçirmektedir. Elio, Greko-Roma kültüründe uzmanlaşmış seçkin bir profesör olan babası ve onu elit kesim meyveleriyle, doğal lezzetlerle şımartan, çevirmen olan annesi Annella ile bir arada olmaktan ziyadesiyle memnundur. Elio'nun olgunluğu ve entelektüel birikimi, onu tam teşekküllü bir yetişkin gibi gösteriyor olsa da, özellikle kalpteki konularda onun hakkında hala masum ve biçimlenmemiş olan çok şey vardır. Bir gün, doktorasını sürdüren b...